Temmuz12

Efendim malumunuz blog camiasının milleti korkutacak derecede arkadaş canlısı, sevimli, neşeli blogcuları olarak ben, kendim, şahsım
ve biricik ekürim, çitlembiğim Nefertiti, Arwen ve Mavi ile buluştuk 1er hafta arayla. Önce Arweni anlatayım, şeker kızımız İstanbula geliyorum diye post yazmış blogunda ayrıca bize de haber verdi görüşelim mi diye? Yeni bir kurban bulmuşuz ağımıza düşürecek hiç hayır der miyiz?
Hemen tabii dedik. Kalktın uzak yollardan geldin, neden görüşmeyelim? Düello için anlaşırmış gibi, hemen yer-saat-gün belirledik. Zaten belliydi
. Ayyy Eminönü iskelesinin önünde dikildim, dikildim saatler sonra geldi DESEMDE İNANMAYIN
Elimde olmayan sebeplerle de olsa çok beklettim kızları. Arwen o kadar tatlıydı ki kızmadı bile. Ben bu arada yoldan sürekli arayıp, beni yolmak istiyor musun? Bak istersen sorun değil diyerek kendisini oyalamaya çalışsam da ne kadar işe yaradı bilemiyorum
Arwen’in sakinliğinin yanında aç ve dolayısıyla sinirli olan Nefertitim beklemekten yorulunca gidiyorum ben diye resti çekti. Aman dedim, gülüm sensiz ne ederim ben, gitme 5 dk yanındayım ama sen yemeğini ye diye sakinleştirmeye çalıştım. Bu arada Arwene sürekli, yemek yiyeceğiz geçecek, ramen yiyeceğiz iyi olacağız gibi şeyler söyleyip, kabahatimi unutturmaya çalıştım. :) Yemeğini çoktan yemiş, dolayısıyla sinirleri yatışmış olan arkadaşımızın yanına gidince bir ohh çektik. Rüşvet olaraktan bir sürü çikolata falan aldım ama sonuçta küçük gösterse de yaşı küçük değil Nefimin kandıramadım ha ha ha. Aslında ben hani tatlı yiyelim, tatlı konuşalım endorfin hormonu salgılayıp mutlu olalım diye şetttim. Başka hiiiiiççç bir amacım yoktu
Ramenlerimiz söyledik. Resim koymuyorum artık bıkmışsınızdır görmekten
Neyse biz diyoruz çok acı ama dikkat et ilk seferde insanlar çok zorlanıyor bu yüzden filan. Geldi Ramenler Arwen beğenmedi ve yemedi rameni ben de çok açtım o yüzden bir Kore lokantasında benim için yenilecek başka bir şey olmadığından, ramen yerim. Yalnız biz aman ha acı dikkat et falan derken, acı sever olduğunu öğrendiğimiz Arwe’nin ifadesi ‘sizin bu acı dediğinizi ben çayıma şeker diye katarım’ şeklindeydi. Tam olarak bu cümleyi kurmadı ama ben sözlerinden bunu anladım
Biz otururken bir koreli grup vardı Ajumma ve Ajuşilerden oluşan. Bir kadın çıktı ortaya olanca tiz sesi ve ben bilirim tavırlarıyla bir şeyler söyledi Korece. Ahh dedik Nefertiti ile kesin rehber bu. Arwen sordu nasıl anladınız diye? Bir kere herkes pür dikkat dinliyor hatunu bir de hali, tavrı çok buyurgandı belli yani. Bir tepeden bakıyor millete. Rehber Ajummaya pis pis baktık ama farketmedi ha ha ha.

Seoulden ayrılıp, rotamızı her zaman ki gibi Çiğdem Pastanesine çevirdik. Fakat bizi bir sürpriz bekliyordu: İçerisi bomboştu. Hani neredeydi yakışıklı İspanyollar, göz banyosu yapmaya yarayan turist grupları? Kaderimize küserek geçtik klimanın dibine. En arkaya. Nefertiti kendi fotoğraf makinesi yanında olmadığı için içindeki fotoğraf çekme dürtüsünü frenlemek zorunda kaldı. Benim makinemle bir kaç poz çekerek bir nebze de olsa hevesini aldı. Yoksa elleri falan titereyecekti mazallah


İştahla çilekli tartlarımıza sarıldıktan sonra ancak aklımıza geldi fotoğraf çekmek. Yediğimiz tarafları kendimiz çevirip güya düzgün bir görüntü elde etmeye çalıştık
Arwenle Anadolu yakasında ayrıldık. Neferttiyi yine gözü yaşlı Avrupa yakasında bıraktık. Biliyorum çok uzun oldu. Burada kesiyorum Arwenle maceralarımızı Maviye geçeceğim daha

Bu post ziyadesiyle uzun olduğunda Mavilimle geçirdiğim iki günümüzü bir başka yazıya bırakıyorum
Halbuki ikisini bir yazacaktım. Arwencim seni tanıdığıma çok sevindim. Ne zaman gelirsen haber ver olur mu? Yine görüşelim.