La Fea

İçimden geldiği gibi
Browsing Dizi, Film vs

Kızlar yaşadık Lee Min Hoo dönüyor :)

Mart12

Boyuna, posuna, kaşına, gözüne bin maşallah dediğimiz çocuk LEE MİN HOO yepyeni dizisi ile ekranlara dönüyor. Ben alıntı yapmayı sevmem biliyorsunuz çok sıkılmadıkça, kendim eklerim tanıtımları. Ya da çevirim. Yani neymiş Kopyala-yapıştır yapmıyormuşuz. Özgün oluyormuşuz. Gereken mesajı da verdikten sonra hemen başlayalım. Dizinin konusu şöyle: Bir kız var her genç kızın hayali olan Amerikan dizilerinden fırlamış bir gay en yakın arkadaş özlemi duymakta. :) Erkeklerle sorunu var besbelli. Lee Min Hoo da ev işlerinde becerikli, titiz ve kadın ruhundan anlayan bir karakteri canlandırıyor. Böyle erkekler normalde var olmadığı için de eşcinsel yakıştırması yiyor. Kızla aynı evi paylaşabilmek için bu oyunu bozmuyor. Biraz bizim Evdeki Yabancı dizisine benziyor ama çook daha güzel olacağına eminim. Bu arada bayan başrol oyuncusu yine Lee Min Hoo dan büyük. Nedir bu kadınların genç, erkeklerin olgun görünme olayı. :) Şimdilik bu kadar. Kısa kestim değil mi? ha ha ha. Dizinin tanıtım videosu çıktı. Gösterim tarihi 31 Mart 2010 olarak belirlendi.

Nip/Tuck/Farklılık; Çirkinliğin diğer adı mı?

Mart8

Image and video hosting by TinyPic

SPOİLER İÇERİR: Yani dizinin gelecek bölümleri ve finali ile ilgili bilgi var. O yüzden ya şimdi gidin, ya da sonsuza dek susunuz lütfen :)

Nip/Tuck dizisini izlemeye ilk başladığımda önce bu kadar aykırı bir diziden hoşlanmamıştım. Daha çok ameliyat sahnelerinden ama Dr. Troy ve Mc. Namara hep ilgimi çekmişti. İkisinin birbilerine olan sadakati, suç ortaklıkları, arkadaşlıkları 7 sezon boyunca dizinin en sağlam, en gerçek unsuruydu bence. Bu diziyi çok uzun zamandır izlemedim. Julia cüceyle yattıktan sonra, bu kadar da olmaz diyerek bıraktım izlemeyi sonra da e2 ye geçti sanırım. İyice izleyemez oldum. Gerçi böyle bir hevesim de yoktu. Tesadüf bu ki bugün diziportta final bölümünü gördüm ve izlemeye karar verdim. Sonra da Nip-Tuck aşkım depreşti. Oforimu da aynı histen nasibini almış olacak ki karşılıklı baya bir yorumlaştık bu gece. Onun Nip/Tuck yazısı için buraya bakınız. Söylemeliyim ki uzun zamandır hiç bir dizinin finali beni bu derece tatmin etmemişti. Şu saate kadar iki kez izledim ve seyrettikçe daha çok beğeniyorum. Sean ve Christian birbirlerini tamamlayan iki meslektaş, iki arkadaştı. Tam da tanıtımlarında söylendiği gibi ‘Dr. Troyun işi müşteri ilişkileri, Dr Mc Namara’nın işi müşteri memnuniyeti’.

Sean efendi, sağ duyulu, ahlaklı bir aile babasıydı. Christian da her çiçekten bal alan, bir konduğu çiçeğe bir daha konmayan bildiğiniz playboy işte. Parada gani olunca haliyle zorluk yaşamıyor. Sonraki sezonlarda Christianın travmalarına, zaaflarına geçmişinde yaşadığı acılara tanık oluyoruz ama bu onu değiştirmiyor. İki arkadaşın ortak yanı o süprüntü Juliaya olan aşkları. Kadın hem duygusal, hem fiziksel olarak tatminsiz bir insan. Bir kadınla bile beraber oldu. Her naneyi bu yedi, nasıl oldu da dizinin sonunda en mutlu olan yine o oldu anlamadım ben. Christian Juliayı istedi yıllarca. Tam kendinden beklenen şekilde, elde ettiği anda ilgisini kaybetti. Sonra lezbiyen Lizle bile bir ilişki yaşamışlar. YUH dedim en kocamanından.

Sean bu süre zarfında, travmalardan nasibini aldı. Yarı yaşında kızlarlamı yatmadı, uyuşturucu mu kullanmadı. Hepsi o kaltak Julia yüzünden. Bir de Christianı bir türlü yalnız bırakamamasından. Christian ve Sean kardeş gibiydiler. Zaman, zaman acaba bu ikisinin arasındaki ilişkiyi de başka boyuta çekerler mi? Diye endişelenmedim değil. Allahtan olmadı öyle bir şey. Ama bir bölümde düğün pastası seçerlerken, ikisini eşcinsel bir çift sanmaları ve onların bu oyunu bozmaması çok komik ve şekerdi. Fazla ileri gitmemelerine sevindim.

Nip/Tuck 7 sezon boyunca ahlak anlayışını, ters düz etti. Yerle bir etti hatta. Buna rağmen başarısından hiç bir şey kaybetmedi. Çok rahatsız olduğum bölümler de oldu. Transeksüel Ava ve oğlunun ilişkisi gibi. Daha sonra öğrendik ki; aslında anne-oğul değiller gerçekten. Dahası Ava gerçek bir kadın bile değil. İşin en ironik yanı bu kadar güzel bir kadını transeksüel rolüne uygun görmüş olmaları. Aslında tam da Nip/Tucka yakışan bir detay. Ava son sezonda yeniden karşımıza çıkıyor ortalığı alt üst ediyor. Yetimhaneden aldığı, cilt problemi olan çocuğunu ‘mükemmel’ hale getirmeleri için Sean ve Troya gidiyor. Bir şekilde çocuğu ameliyat ettiriyor bu arada yine Matte sarıyor.

Kimber vardı ne oldu derken. Öğreniyorum ki Christianla evlenmiş ama Dr. Troy kadının hayatının içine etmiş. Kimberde kendi canına kıymış. Halbuki kendini yolunu bulmaya çalışan,  biraz oynak olsa da hoş kadındı Kimber.

Neyse Sean ile Yaptığı konuşma, günümüz popüler kültürünü ve politik doğruculuğu tek cümle ile özetliyor. Sean insanların dışını değiştirirken, içlerini de değiştirebiliriz derken. Ava ona bir hikaye anlatıyor. Sonun da diyor ki; ‘Farklılık, çirkinliğin başka bir tanımı’. Netice de o oldu, bu oldu yedi sezonda milyon tane şey oldu. Sonunda Ava mükemmel hayatına kavuştu. Kendisine tapan bir adam ve güzeller güzeli küçük bir kız.

Sean’a gelince, ‘hayatımı seviyorum’ ‘olduğu gib kabul ettim herşeyi’ lay lay lom nidalarının altında yatan imdat çığlıklarını yine Julia duydu. Gerçi Christian da biliyordu ama duymamayı yeğledi. Çok klişe bir tabir olsa da ‘Seviyorsan birini özgür bırak onu’ felsefesinden yola çıkarak,  Sean’ın ‘kendini öldürmesine’ izin vermedi. Sonunda özgür bıraktı onu. Son sahneye gelince ben çok beğendim. Ama nasıl tanımlayacağımı bilemedim. ‘Tabiat boşluk kabul etmez’ mi desem, ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ mi desem, yoksa ‘Sen uslanmazsın Christian’ mı desem? :) Hepsini dedim gitti.  Bütün aykırılığına rağmen çok güzel bir diziydi. Yazının uzun olmasına bakıpta ürkmeyin. Söylemek istediklerimin çoğunu yazamadım.  Çok şey söylemişsin ama hiç bir şey anlatmamışsın demezsiniz umarım.



I am a Cyborg but that’s ok- Rain

Şubat24

Image and video hosting by TinyPic

Delilik ile dahilik arasındaki ince çizgiyi sorgulatan bu eğlenceli filmi nihayet bende izledim. Canımcım Rüzigarcım Cd ye çekmişti benim için. Baktım Uzakdoğu dizi-film aleminde yorumlamayan kalmamış, dedim kuş konduracak değilim, eksik kalsın benim fikrimde. Fakat Rüzigar YAZ :) deyince elim mahkum daha fazla bekletemedim. Yalnız uyarayım bu yorum Raine uzunca övgülerin döşendiği bir yazı olacak. Sıkılacak olanlar derhal gidebilirler :)

Filmin konusuna değineyim kısaca Young-goon kendisi fare zanneden ve sürekli turp yiyen büyükannesinin yanında kala kala delirmiştir. Bir gün annesi ve akrabaları büyükannenin profesyonel yardım alması gerektiğine karar verip apar topar hastaneye yatırırlar. Gider ayak büyükannesinden Cyborg olduğu gerçeğini öğrenir :P Büyükannesinin geride bıraktığı takma dişlerini taktığında elekronik eşyalarla konuşabildğine inanır. Kendisi üstün teknoloji ürünü bir Cyborgdur ama küçük ev aletlerini, mikserleri falan kıskanır çünkü onların var oluş amacı bellidir. Kendisi ise bu dünyadaki asli görevini hala bilmemektedir. Robot olduğundan yemek yiyemez, yerse bozulacağına inanır, bunun yerine kendisini şarj eder. Bir gün ‘kablolarını’ yani damarlarını dışarı çıkarıp şarj etmek ister ve bileklerini keser bu olayın neticesinde kendisini akıl hastanesinde bulur.

Burada kendi gerçekliklerini yaratmış birbirinden ‘deli’ hastalarla bir arada kalır. Nezaketin muhtemelen sadece dezavantajlarını yaşamış bir adam, çocukluktan beri şarkıcı olmak isteyip olamayan bir kadın, kendini dünya güzeli sana obez başka bir kadın, hayatın eğlencesini yalan söylemekte bulan başka bir kadın daha veeee Il-sun Perşembeyi çalabilecek kadar maharetli bir hırsız, küçülüp yokluğa karışmaktan korkacak kadar çocuk ruhlu bir ‘deli’. Bizim kızla aralarına önce arkadaşlık sonra da bir aşk başlıyor. Bunun öncesinde Il Sun Young Goon merhametini çalıyor ki büyükannesini hasteneye kapatan doktorlardan intikam alabilsin. 7 Ölümcül Günahtan biri merhametli olmak çünkü. Diğerleri; minnetarlık duymak, boş hayaller kurmak, suçluluk duymak, üzgün olmak, sönük ve hareketsiz olmak ve tereddüt etmek.

Image and video hosting by TinyPic

Gelelim Rain performansına, bir insan aynı anda hem seks sembolü, hem de şirinlik abidesi olabilir mi? Rain olmuş valla. Üstelik GERÇEKTEN şarkı söyleyebiliyor :) Tamam biliyorum kendisi Kore’nin süper starı bir şarkıcı ama konserlerinde iki çığırttıktan sonra gömleğini çıkarıyor, gösteriye yarı  çıplak devam ediyor. Bu da bende dikkat dağıtıyor izlenimi uyandırdı. Ha kızlar için görsel bir şölen mi kendisi? EVET!

Filmi yönetmen 12 yaşındaki kızı seyredebilsin diye yapmış. Çok şirin, renkli bir film. Ancak yine de ufaktan da olsa deli mi? Dahi mi? Kime göre, neye göre gerçek? sorgulatması yapıyor. Kendi dünyalarında yaşadıkları gerçek. Mesela Il Sun hırsızlık yeteneğine herkes inanmış durumda. Sadece kendisi değil : ) Hekimden sorma çekenden sor diye bir laf vardır ya aynen o felsefede ikilinin ilişkisi. Sen hastasın yemek yemelisin, normal değil bu yaptığın demek yerine ve bunu diyenlere inat kendince bir çözüm buluyor Young Goo’nun sorununa gerçekte elektronik dehası olan Il Sun kızın vücuduna bir alet yerleştiriyor ve bu alet yemekleri enerjiye dönüştüryor. Üstelik ömür boyu garantili :) Delinin halinden ancak başka bir deli anlıyor yani.

Yine Raine dönecek olursak kendisinin hayranı olmamama rağmen, yanakları sıkasım geldi bu filmde. Hatta bağırmak istedim ‘Rain bana da Yodile ne oluurrrrr’ diye  :) Özetle Rain sevenler için kaçırılmayacak bir film. Eğlenmek istiyorsanız izleyin, ama beklentilerinizi çok yüksek tutmayın ki hayal kırıklığına uğramayın. Ne olur ne olmaz  :)


Naked Kitchen-Hayal Kırıklığı

Şubat18

Image and video hosting by TinyPic

Shin Min Ah ve Jo Ji Hoo’nun kimyasının ekrana tam anlamıyla yansıtılamadığı bir film Naked Kitchen. Yine uzun zamandır izlemek istediğim en sonunda Sevgililer günü münasebetiyle şöyle romantik-eğlenceli bir şey izleyeyim dedim seyrettim. İyi oldu çıktı aradan. Filmin konusunu yazmaya üşeniyorum Sinemasia‘dan alıntılıyorum. Filmi o kadar sevdim yani!

Bugün Mo-rae ve Sang-in’in birinci evlilik yıldönümleri. Kutlama hazırlıkları içinde geçen yoğun bir sabahın ardından Mo-rae, Sang-in’e bir hediye bakmak için sanat galerisine gider. Galeride hiç tanımadığı biriyle karşılaşır ve bu ikili hesapta olmayan bir cinsel ilişkiye girerler. Mo-rae eve yaşananlardan dolayı gergin ve suçluluk duyarak gider ve olanları Sang-in’e itiraf eder. O akşam, evlerine bir misafir gelir. Du-rae, Sang-in’e yeni işinde yardımcı olmak için Paris’ten gelmiştir. Mo-rae’nin yaşadığı şokun sebebi ise Du-rae’nin galerideki adam olmasıdır. Adam geçici bir süre için çiftin yanında kalacaktır ve riskli aşk üçgeni de böyle başlar.

Şimdi nereden başlasam; gerek posteri, gerek konusu, gerekse oyuncularıyla çok şey vaat eden fakat ne yazık ki bu beklentilerin karşılığını veremeyen bir yapım. Mo rae hayatına ilk giren erkekle evlendikten sonra muhtemelen kendisinin de farkında olmadığı duyguları birden, yabancı birinin varlığıyla uyanıyor. Kimseye farkettirmeden galeri de sevişmeleri bir tarafa, bir sürü mantık hatası var bence filmde. Ben olsam tanımadığım biri ile yalnız kalmaya korkarım. Manyak mıdır? Katil midir? Sapık mıdır? Nereden bileceksin a kadın bu kadar mı kendini kaybettin? :p ha ha. Ha tabi söz konusu adam Ji Hoon olunca insan pek sağlıklı düşünemeyebilir o anda ha ha ha. Öhöm konudan sapmayalım ne diyordum: İşte bunlar tesadüfen aynı evde yaşamaya başlıyorlar. Bu arada kadın kocasına kırdığı fındığı söylediğinde adam tamamen yok sayıyor bu olayı, üzerinde konuşturmuyor bile. Durae ile aralarında bir çekim olduğu seyirciye hissetiriliyor ama bu çekimin ne kadar güçlü olduğu ya da olmadığı pek yansıtılmıyor, özellikle evin içindeki sahnelerde. Kocanın tepkisizliğinin sebebi belki de böyle bir şeyi bekliyor olması olabilir. Bu tarz bir gerçekle başa çıkamayacağını düşünerek yok saymak istedi. Sonuçta kız ‘gözünü açmış onu görmüş’. Sonra karşısına daha fazla ilgisini çeken biri çıkıyor ve ona kapılıyor bir şekilde.

null

Ne yalan söyleyeyim sevmedim kızın kocasını çok pasif, çok sıkıcı. Ha diğeri daha eğlenceli ya da çok daha neşeli falan değil, sadece diğerine göre daha aktif. İş konusunda ve de kadınlar konusunda daha tecrübeli gibi duruyor hepsi o. Bir  de yakışıklı tabiiki :) Aslında çok uzatmak istemiyorum. İki adam bir kadın hikayesini çok daha iyi işleyebilirlerdi. KDA‘nın ShinMinAh’sına yazık etmişler bence :) Ne mutfak sahneleri yeterince göz alıcı, ne ikilinin yakınlaşması romantik ya da seksi. Olmamış diyorum. Eldeki bunca malzemeyle ortaya çok,  çok daha iyi bir iş çıkarabilirlerdi. Bir de ne zaman bu çocuğu izlesem üzülüyorum kariyeri bitti diye. Yazık etti kendine. İnşallah asker dönüşü yeniden başlama fırsatı bulur. Neticede bir şeyler eksik kalmış fimde. Aslında pek çok şey eksik kalmış. Yine de vaktiniz varsa oyuncuları görmek adına izlenebilir.

Grey Gardens-We belong together

Şubat12

Gerçek bir hayat hikayesinden ve 1975 yapımı aynı adlı belgeselden yola çıkılarak yapılan bu film; Drew Barrymore’a bu yıl Altın Küre ödüll töreninde ‘En iyi kadın’ oyuncu ödülünü kazandırmıştır. Jackie (Kennedy) Onassis’in birinci dereceden kuzeni olan Edit Beale ve annesi Edith (ikiside aynı ismi taşıyor) yaşamını anlatıyor. Zamanında şarkıcılık yapan ama kariyerini evlendiği için bırakmak zorunda kalan Edith Bale (büyük Edith) kocasından boşandıktan sonra yavaş, yavaş dış dünyayla alakasını keser. Kızı Edith de aktrist olmak isteyen genç, güzel ve kendince yetenekli bir kızdır. Ancak annesi hastalandıktan sonra ona bakmak için Newyork’tan eve döner ve yıllar için de anne-kız hastalıklı bir gerçeklik algısıyla yaşamaya başlar. Dış dünya ile ilişkilerini keserler. Şaşalı ve zengin yaşamlarından geriye bir tek yaz tatillerini geçirdikleri Grey Gardens isimli malikane kalır ve burada yaşamlarını sürdürürler. Kendi gerçeklerinden biraz olsun kopmaları magazin basının, Jacky Kennedy ile akraba olduklarını öğrendikten sonra evlerine yaptıkları ziyaret ve Maysles kardeşlerin çektiği belgeselle biraz olsun dış dünyaya açılmalarıyla olur.

Film gerçekten ilginç ve bir o kadar ürkütücü. Neden acaba? Anne-Kızın hastalıklı ama bir o kadar sevgi dolu bir ilişkisi var. Birbirlerini hasta etmişler diyebiliriz. Belgesele baktığınızda -ki filmle birebir yönleri var- acıma, gülme hissi ile beraber saygı da uyandırıyor sizde. Ne bileyim peruk yerine renkli eşarplar takması başına, kendi tarzını yaratması bir şekilde dikkat çekici. O yaşantı da bile kendine olabildiğince özen gösteriyor Edie Bale (küçük Edie) ve eski fotolara bakılacak olursa gerçekten çok güzel kadınlarmış ikiside. Drew Barrymore ve Jessica Lange birebir almışlar karakterleri ve muhteşem birer performans çıkarmışlar ortaya. Bir taraftan da çok fazla katacakları bir şey yoktu rollerine çünkü bu bir çeşit ‘remake’ yani yeniden yapım tabiiki film kurgusunda, bir senaryo takibinde olması gerekiyor. Anne-Kız baş, başa yaşıyorlar ama erkekler de var ailede. Sanırım, sadece arada bir miktar para göndermek dışından hiç ilgilenmemişler kızkardeşleri ve anneleriyle. Gerçi ‘dışardan’ birini kabul edebilecek gibi de görünmüyorlar.

Gençlikten, güzellikten, servetten ellerinde kalan tek şey bir sürü kedi ile birlikte yaşadıkları, kocaman ev. Gerçek hayatta Küçük Edie 2002 senesinde ölmüş ve vücudu bir kaç gün sonra yeğenlerinden biri tarafından bulunmuş evinde. Nedense bu film benim içimi acıttı. En kötüsü kendilerinin farkında olmayışları, Edie profesyonel bir oyuncu edasıyla girişler, çıkışlar yapıyor. Aslında çok da dikkat çekici. Sanki yıllardır beklediği muhteşem çıkış, hayatının fırsatı buymuş gibi, bir yandan da sanki yıllardır bir starmış da o yüzden, izleyicinin ilgisini çekecekmiş gibi bir tavır içine giriyor. Yarım kalmış hayalleri,umutları ile anne-kız belki de incinmemek için kendilerine duvarlar örerlerken bir noktada ipin ucunu kaçırıyor.


Edieler aynı zamanda bir çeşit aşk-nefret ilişkisi yaşıyorlar. Belli ki kızını kıskanan Büyük Edie onu kendi yanında tutarak, hem anne olarak bencilce çocuğunun elinin altında olmasını istiyor, hem de en az kendi kadar parlak ve güçlü olan kızının kişiliğini bastırıyor. Böylece kendilerine iki kişilik bir dünya yaratarak mutluluğu bulduklarını düşünüyorlar. Geçmişte kim olduklarını hatırlamakla birlikte aynı zamanda hiç bir zaman sahip olamadıkları bir hayata özlem duyuyorlar. Bu da git gide kendi içlerine kapanmalarına yol açıyor. Edie’nin kendisi bile geçmişle bugün arasında ki sınırı çizmenin zor olduğunu söylüyor. Özetle ben çok beğendim ve mutlaka izlemenizi öneriyorum. Bulabilirseniz 1976 yapımı belgeseli de izleyin. O zaman oyuncuların performanslarına bir kez daha hayran kalacağınıza eminim.

Pasta yani Makarna-Acıktıran Dizi

Ocak26

Image and video hosting by TinyPic

MBC kanalından ses getirecek bir dizi daha 2010 yılının başında bizlerle buluştu. Çok didaktik bir giriş oldu ama nasıl başlayacağımı bilemedim. Başrolde Coffe Prince dizisinden tanıdığımız canımız, kanımız “acuşimiz” Lee Sun Gyun var. Esas kızımızı ise Gong Hyo jin canlandırıyor. Bu oyuncuyu ilk kez izliyorum ama adından ötürü sonsuz bir sempati duydum kendisine :) Böyle bir girizgâhtan sonra kısa kesmeyeceğimi anladınız değil mi? Hazır mısınız? Çok fena spoiler veririm haberiniz olsun. Bu sayfayı ya şimdi terkedin, ya da günah benden gitti. Ah ama merak etmeyin dizinin sonunu söylemem çünkü daha bitmedi : ) ha ha.

Daha 6 bölüm yayınlandı ama ben şimdiden merakla bekliyorum gelecek bölümleri. Konusuna gelince Seo Yoo Kyung 26 yaşında 3 yıldır La Sfera İtalyan lokantasında çırak olarak çalışmaktadır. En büyük hayali bir gün iyi bir aşçı olabilmektir. İdolü Oh Sae Young Korenin ünlü kadın şefi Tv de program yapıyor. Choi Hyun Wook  ise İtalya’da eğitim görmüş, orada uzun zaman yaşamış yıllar sonra ülkesine dönmüştür. Kore’nin aranan aşçılarından diyor bölüm özetleri ama buna dair bir iz göremedim henüz.

Image and video hosting by TinyPic

Herneyse ikilinin karşılaşması hayli enteresan ve kendi içinde romantik. Yoo Kyung alışveriş yaparken, bir dükkanda japon balıkları hediye ediyorlar buna. Alsam mı almasam mı? Diye kararsız kaldıktan sonra alıyor su dolu poşeti ve yola koyuluyor. Tam ışıklarda biri ile çarpışıyor, poşet yırtılıyor, balıklar yere düşüyor. Kahraman erkeğimiz koşaraktan elindeki su şişesiyle kızın avucuna su döküp, balıkları kurtarıyor. Aman allahım, ne romantik bir dizi olacak bu diye düşünüyorsanız çok beklersiniz. Tabiiki romantizm var olacak; sonuçta bir romantik komedi bu ama bu kadar pembe ilerlemiyor olaylar. Öğreniyoruz ki Bay Romantik La Sferanın yeni şefidir ve dahası kadınlarla çalışamazmış. İlk gün herkesi strese sokup, bayan elemanların tümünü bir sebeple işten kovuyor. Gerçekte de böyle midir şefler bilmem ama şef herkese tepeden bakan, bağırıp çağıran öfkeli bir tip. Bunu da tabii marifet sayıyor. Ha bu çekiciliğinden bir şey kaybettiriyor mu? Bana sorarsanız evet. Biri bağırırsa ben daha çok bağırırım :p Çözümsüzlük uzayıp gider böyle : ) Ancak Kore dizilerinden öğrendiğim bir şey varsa, bir adam bir kadına ne kadar bağırıyorsa, ondan o kadar hoşlanıyor demektir. Hadi hayırlısı :) ) Neyse bizim kız (malum isimleri hatırlamak da yazmak da güç) kolay pes eden bir tip değil ama ne yapıp, edip yeniden mutfağa dönüyor. Elbette bu o kadar da kolay olmuyor.

Diğer karakterleri şöyle bir geçelim, restoranın sahibi olduğunu saklayan bir adam var. Yoo Kyunga hafiften asılıyor :) Tavsiyeleri ondan istiyor, önüne çıkıyor olmadık yerlerde. Sonra bizim kızın hayran olduğu kadınla iyi arkadaşlar, bir de bu kadınla bizim şef arasında geçmişte bir şeyler yaşanmış, o yüzden kadınlarla çalışmama kararı almış ama sebebini henüz bilmiyoruz. Cast son derece güzel insanlardan seçilmiş yine. Ben ikinci şefi daha çok beğendim ne yalan söyleyeyim :) Bir de Şef kendi ekibini getiriyor. İtalya takımı ve Kore takımı olarak ikiye ayrılıyor mutfak.
Image and video hosting by TinyPic

Bu arada Honey Lee’nin ikinci dizisiymiş, bu kadın taş resmen. Dido unni bile beğendi. Methiyeler düzüp duruyor. Kıskanmayalım, kadare küsmeyelim de ne edelim a dostlar :) Dostlar derken dişi popülasyonunu kastediyorum : ) Dizi son derece sevimli ve izlenesi bir yapım. Tek kusuru çok acıktırıyor olması. Makarna benim en çok sevdiğim şey, her gün yiyebilirim hele o soslar yeme de seyret işte :) Beklentilerimi ve tahminlerimi de hemen belirteyim. İllaki bir aşk üçgeni, çok geni yaşanacak. Şefin kalbinin geçmişte nasıl kırıldığını öğreneceğiz. Belki içimiz acıyacak ama kızı iyi, şefkatli, yardımsever olan adam değil ortalarda dolanıp, bağırıp çağıran adam alacak. Bakın izleyin La Fea söylemişti dersiniz

Dal Ja’s Spring/Dal Ja’nın Baharı pehhh

Ocak15

Bu diziye daha önce kısa değinmiştim. Eski yazımı kopi-pest :) ederek ve de eklemeler yaparak yeniden yayınlıyorum. Bilginize ve ilginize sunarım.

Dramabeans blogunda tesadüfen gördüğüm ve konusu itibariyle çok içselleştirdiğim bir hikaye Dal Jea’s Spring. Oh Dal Ja 33 yaşında bir alışveriş kanalında MD olarak çalışan (MD nedir hiç bir fikrim yok belki Marketing Director) bekar bir kadındır. İçten içe bir erkek arkadaşı olması istesede yalnızlığa alışmış daha da ötesi kanıksamıştır. Birinci bölümde Dal Ja’nın şirkette çalışmaya başladığı ilk gün ‘unni’ dediği arkadaşı ile tanışmasına şahit oluyoruz.  Sohbet esnasında ben çok fazla çalışmayı düşünmüyorum bir iki sene sonra evlenip çoluk çoluğa karışmak istiyorum der. Bunun üzerinde kadınların kendi ayakları üzerinde durması gerektiğine dair bir söylev dinler. Aradan yıllar geçer kariyer kadını ‘unni’ evli ve çocuk sahibi Dal Ja ise 33 yaşında kariyer sahibi bir kadın olarak karşımıza çıkar.

Image and video hosting by TinyPic

Bir gün iş yerinde ‘playboy’ olarak bilinen mesai arkadaşlarından birine çıkma teklif eder. Hayal kırıklığıyla sonlanan bu ilişki Dal Ja’nın gurunu zedeler. Tesadüfler sonucu hayatına iki erkek girer bir kendinden 6 yaş küçük Tae-Bong biri de Dal Ja’nın yaşlarında kariyer sahibi Ki Joon. Tae Bong ile ’sevgili rolü’ oynamak üzere anlaşırlar. Her ne kadar Kim Sam Soon’a benzediği söylensede bence çok alakası yok çünkü Tae Bong başından beri Dal Ja’ya ilgi duyuyor ve bunu da belli ediyor. Korede kadının erkekten yaşlı olması büyük mesele. Bu konuda sıkça işleniyor. Tesadüfler sonucu hayatına giren bu iki erkekle Dal Ja birden kendini bir aşk üçgeninin içinde bulur. Aşk ve erkekler hakkında ki bilgileri teoriden öteye geçemeyen Dal Ja bu durumda epey bocalar. Her şeyden önce beni rahatsız eden bir şeyi söylemeliyim; mantık hatasımı nedir, buna ne denir bilmem. Dal Ja o siyaha çalan bordo ojeleri dizinin sonuna kadar çıkarmadı. Bana fenalıık geldi. Kadının başından onca şey geçti, o kadar kıyafet değiştirdi ama oje rengi hep aynı olmamış diyorum.  :)
Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic
Dal Ja’nın hayal gücü oldukça geniş bu da diziye renk katıyor. Hayallerinde popüler dizilere-filmlere göndermeler çok fazla. Bir gün Dea Jangeum bir gün Goong dan bir sahne canlandırıyor zihninde. Chae Rim çok başarılı bunu da söylemeliyim. Hepsi başka bir karakter ama hepsi aynı zamanda Dal Ja. Ben çok eğlenceli buldum. Sonra Taa Bong da çok tatlı ve romantik. Dal Ja’yı en başından beri önemsiyor. O kadar ki annesi Dal Jaya vurmak istediğinde önüne geçiyor. Benim de bu olayda suçum var siniriniz geçene kadar bana istediğiniz kadar vurun diyor. Ben ne yapıyorum bu esnada ‘ahhh canım’ diyorum tabii :) ama diğer adam da çok komik aslında. Şeker Kız Candy mangasını okurkenki halleri görülmeye değer.

Image and video hosting by TinyPic

Ben çok severek ve eğlenerek izledim. Dramabeans’in de önerilenler listesinde. Ne diyeyim izleyin. ilk 6 bölüm Türkçe izlemek için buraya tıklayın bulabildiğim tek online link bu. Diğerleri ne yazık ki kırık.

Drop Dead Diva/Evet O Benim :)

Ocak3

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Bir arkadaşım önerdiğinden beri bu dizinin bağımlısı oldum. İlk sezonun yayınlanan 13 bölümünü bir solukta izledim. 2. sezonu sabırsılıkla bekliyorum. Arkadaşımın bu diziyi bana tavsiye etmekteki amacını bilmiyorum :P Sordum sen seversin öyle hikayeleri dedi :) Neyse dizinin konusu şöyle: Deb 20 lerinde gelecek vaad eden bir modeldir. Güzel bir kadın olduğu için bunun hayatta yeterli olacağını düşünenlerdendir. Bir nevi aptal sarışın. Jane IQ su yüksek asosyal ve iş arkadaşlarının gölgesinde kalan ama başarılı ve çalışkan bir avukattır.   Kaybettiği dava neredeyse yoktur. Deb ve Jane aynı gün ölürler. Deb bir iş görüşmesine giderken trafik kazası geçirir. Janede ofise gelen manyak bir müvekkilin kaza kurşununa kurban gider. Cennette Deble konuşan melek Fred hayatı boyunca hiç iyilik yapmadığını ama kötülük yapmadığını söyler. Ne kadar sığ bir insan olduğunu belirtir. Bir karışıklık sonucu Deb yanlışlıkla Janenin vücuduna girer. Dış görünüşünden başka bir şeyi önemsemeyen bu kız artık şişman bir bedenin içindedir. O artık Janedir. İç güzelliği ve  hayata dair değerleri keşfedecektir. İlk bakışta çok klişe gelsede gerçekten çok eğlenceli bir yapım. Ne yazık ki alt yazısı yok ama ilk iki bölüm çevrilmiş sanırım çevrilmeye devam edecek. Özellikle Jane ve Stacyi oynayan oyuncuların performansları görülmeye değer. Stacyi karakteri son derece saf ama çok şirin bir kadın. Bunu söylemek istemezdim ama Kore dizilerinde ki gibi abartılı-karikatürize edilmiş bir sevimlilik değil bu. Gayet doğal ve dozunda. İngilizce biliyorsanız bölümleri buradan izleyebilirsiniz. Bu konunun benle bağlantısına gelince; bende kesin önceki hayatımda böyle taş gibi bir top model falandım :) ama yaptığım bir hatadan ötürü X Large bir kızın bedenine hapsoldum. ha ha ha ha  KARMA :P

You are Beautiful/Bu mudur?

Aralık31

Image and video hosting by TinyPic

2009 yılının son aylarında yayına girip bu kısa sürede fenomen olmuş bu dizi.  Ben o kadar da sevmedim. Evet çok eğlenceli bölümleri vardı. Oyuncular her zamanki gibi çok genç ve çok yetenekli. Görsel olarak tatmin edici ama konu oldukça tanıdık. Hatta ilk başta en sevilen dizilerden ortaya bir karışık yapmışlar gibi geldi. Yine de söylemeliyim ki keyifle izledim. Biraz Coffee Prince, biraz Boys Before Flowersı anımsatıyor. Eğer her iki yapımıda izlediyseniz bunu da sevmeniz olası. Dizinin konusu kısaca şöyle: Mi Nam zaten meşhur olan üç kişilik ANJELL adlı bir pop grubuna dördüncü olarak alınır. Ancak, ciddi bir kaza geçirince, Mi Nyeo kardeşinin kimliğini ve yerini almaya zorlanır.En başta isteksiz olsa da daha sonra erkek kardeşinin şarkıcı olmak istemesinin sebebinin annelerini bulmak olduğunu öğrenince. Kardeşi dönene kadar bu oyunu sürdürmeyi kabul eder.

Image and video hosting by TinyPic

Yalnız bir problem vardır ki;  Min Nyeo hayatı boyunca manastırda yaşamıştır ve dış dünya hakkında çok fazla bilgiye sahip değildir. Her Kore dizisinde olduğu gibi, kızımız aşırı derecede masum, aşırı derecede sevimli. Bütün bu özelliklerden ötürü ANJELL grup üyelerinin üçü de kendisine aşık oluyor.

Karakterlere gelince; Tae Kyung grubun lideri, sert ve biraz da öfkeli bir çocuktur. Biraz BBF de ki Gu Jun Pyu anımsatıyor. Hatta Gu Jun Pyu rolü, Hwang Tae Kyungı canlandıran aktör Jang Geun Suka önerilmiş ama daha deneyimli aktörler var diye Bethowen Virus de oynamayı tercih etmiş bu yakışıklı. Allkpop sitesinin kim daha iyi Gu jun Pyu olurdu? Anketinde Lee Min Hoo ile %49 %51 gibi bir rakamla başa baş gidiyorlardı. Tabiiki Min Hoo önde. Harika bir performans sergiledi geçen yıl ve bütün ödülleri sonuna kadar hak etti. Yine de Jang Geun Suk da kötü bir seçim olmazmış. Neyse devam edelim. Tae Kyun da aynı Gu Jun Pyu gibi sert kabuğunun altında sevecen ve kırılgan bir ruh barındırmaktadır. Temizlik delisi, takıntılı ve sinirli bir tip olmasına rağmen son derece sevimli. Go Mi Nam deyişine de ayrıca hastayım :)   Go Mi Namı en başlarda kabul etmek istemese de aralarında zamanla bir yakınlaşma olacağını söylememe gerek yok sanırım. Geun Suku da diğerlerini de ilk kez  izliyorum. Fakat Geun Suk ta sevimli gülüşüyle beğendiğim gençler arasına katıldı. Senin beğenmediğin var mı? Demeyin. :P VAR! Sayamam belki ama çok var ha ha ha.

Image and video hosting by TinyPic

Bir diğer grup elemanı Shin Woo grubun sağ duyulu ismi. Aynı Boys Before Flowers daki Ji Hoo gibi. Şefkatli, sabırlı, anlayışlı yakışıklı. Bir kızı mutlu edebilecek bütün özelliklere sahip. Bölümleri izlerken adını bir türlü ezberleyemediğim için kendisinden sürekli ‘ortanca’ diye bahsediyordum. Go Min Nam’ın kadın olduğunu daha ilk günden anlıyor. Farkettirmeden onu koruyup, kollamaya başlıyor. Tabiiki aşık oluyor bu erkeğe hiç benzemeyen güzel kıza. Fakat her zaman olduğu gibi bu karakterinde kalbinin kırılmasına hiç bir şey engel olamıyor :(

Image and video hosting by TinyPic

Yine ben bu oyuncuyu da hayranlıkla izlerken, bakayım dedim kaç yaşında neyin nesi? Öğrendiğim rakam hoşuma gitmedi :P ama bu benim onu beğenmeme tabiiki engel değil. Yine de zaman zaman düşünüyorum. Bunun bir cezası olmalı ha ha. Bu kadar genç ve yakışıklı çocukları beğenmek yasaklanmalı :P Amaa 18 yaşından büyüklerse kim ne diyebilir!! Ben de o kadar yaşlı değilim ama malum Kore kültüründe bir kaç yaşın bile önemi büyük.

Image and video hosting by TinyPic

Veeeeee Jeremmy. Grubun haşarı  çocuğu. Şirinlik abidesi. Onu sevmeyen yok. Ben de sevdim ama o kadar çok değil. Olmasa benim için büyük bir kayıp olmazdı. Go Mi Nama yaptığı şirinlikler kız olduğunu öğrendikten sonra sevinmesi falan eğlenceliydi. Göz yaşlarını içine akıtan bir tip ama genelde pozitif bir portre çiziyor. Ben çok beğenmedim bu karakteri ama ciddi bir hayran kitlesi var.

Image and video hosting by TinyPic

Tabiiki her şey böyle güllük gülistanlık ilerlemiyor. Bir de kötü karakterimiz var. Korenin iyilik perisi olarak bilinen ünlü bir star Yoo He Yi. Yüzüne sahte bir gülümse yerleştirerek, ya da başı sıkıştığında ağlayarak, gerekirse bayılarak herkesi kandıran bu kız; Anjell tarafından hiç sevilmiyor. Tae Kyun kıza sürekli ’sahtekar’ diyor. Go Mi Namın kız olduğunu öğrenmesi de işleri iyice karıştırıyor. Fanatik hayranlar, çıkarcı menejer, saf yönetici ve stil danışmanının da diziye ayrı bir dinamik kattığını söyleyebilirim.

Image and video hosting by TinyPic

11. bölüme kadar biraz sıkıldım ama sonrası izlenmeye değerdi. Tae Kyun kıskançlıkları, Go Mi Nam için domuz burunlu bir tavşan yapması bunu yaparken de bir cerrah edasıyla davranması çok şekerdi. Menajerleri kıza insan vücudunda bir takım baskı noktaları vardır.  Onlara basınç uyguladığında duygularını kontrol edebilirsin diyor. Açlık hissini bastırmak için şuraya, susuzluk için buraya falan derken, birine karşı kontrol edemediğin yoğun duygular hissedersen de burnuna dokun diyor. Tabiiki tamamen sallıyor. Bizim saf kızda buna inanıyor. Bunun üzerine ne zaman Tae Kyug u görse burnuna dokunuyor. : ) Dizinin müzikleri çok güzel. Oyuncuların hepsi şarkı söyleyebiliyor. Hatta pek çok fan keşke Anjell grubu gerçek olsa diyormuş. Vaktiniz varsa izleyin diyorum. Bir şey kaybetmezsiniz ama çok yüksek beklentiler içine girmeyin. Yeni bir şey anlatmıyor You are Beautiful. Zamanın da Buffy, Angel gibi çok iyi dizileri izlemiş biri olarak, şimdiki yeni yetme kızların Twilight filmine bayılmalarını nasıl anlayamıyorsam bu dizinin de hit olmasını anlamıyorum. Kötü mü? DEĞİL ama izlerken ben bunu zaten biliyorum hissi veriyor insana. Dizi ile ilgili beğendiğim iki blog arkadaşımın yorumlarını okumanızı tavsiye ederim bölümler hakkında daha detaylı bilgi ve güzel resimler bulabilirsin. Koresintisi ve Chibi.

Türkçe alt yazı ile izlemek için buraya. İngilizce için buraya tıklayın.

Capital Scandal/Başkent Skandalı

Aralık10

Image and video hosting by TinyPic

Uzun zamandır izlemek istediğim bir diziydi. Raquel tavsiye ettiğinden beri aklımda. Raquel kim? Benim Kore dizi alemine çektiğim, Coffee Prince izledikten sonra Uzak Doğu hayranı olan Brezilyalı arkadaşım. :) Artık o bana tavsiye veriyor :)

Dizinin konusu kısaca şöyle: 1930′ların Koresi ve Kore hala Japon boyunduruğu altındadır. Na Kyun Hun bir kitabevi sahibesi aynı zamanda gizli bir aktivisttir. Kore’nin yeninden özgür olması için çalışan gizli bir örgütün üyesidir. Sun Woo Wan Japonlarla iyi geçinen zengin bir ailenin en küçük oğludur. Devrim de, özgürlükte falan gözü yoktur. Tek istediği rahatının bozulmamasıdır. Bu mümkün mü? Tabiiki hayır. Söylersem spoilere girmez sanırım kızla aralarında bir yakınlaşma doğuyor. Allahın emri zaten. Yalnız duyguları o kadar güçlü ki ayrılmamak için Kyun’na ‘Sen bana devrimi öğret, ben de sana aşkı öğreteyim’ diyor.

Lee Soo Hyeon: Eğitim masrafları Woo Wan’ın babası tarafından karşılanmış. Woo Wan ile ağabeyinin çok yakın arkadaşıdır. Ancak Japon savunma (polis) birliğine katılınca ailede büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Image and video hosting by TinyPic

Cha Song Joo: Çok güzel ve çok ünlü bir hayat kadınıdır. Şehir de bir genelev işletir. Wan ile yakın arkadaştır. Hatta Na Kyun Ha ile ilişkisin başlamasında payı büyüktür. Kimsenin bilmediği ise bu güzel kadının özgürlük mücadelesinde aktif ve önemli bir isim olduğudur. Bu aktristle ilk kez bu dizide karşılaştım. Çok ağır makyajlı olmasına rağmen çok duru bir güzelliği var. Hele giydiği kıyafetleri o kadar güzel taşıyor ki hayran olmamak elde değil. Bir de ses tonu sakin, huzur verici normalde de öyle mi konuşur bilmem ama Cha Song Joo olarak rolünün hakkını sonuna kadar vermiş.

Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

Kang Ji Wan da beğendiğim Koreli aktörler arasına katıldı. Kendisini tebrik ediyorum buradan :P Neyse efendim, esas oğlanla kızın yolları garip bir tesadüf eseri kesişiyor. Bir noktaya kadar klişelerle ilerlerken belli bir yerden sonra sağ gösterip sol vuruyor. Klasik Kore dizilerinde olduğu gibi, romantik komedi izliyorum ben hah tamam artık rahat ederim derken ufaktan da olsa bir rahatsızlık hissettiriyor. Yine de ben çok keyif aldım izlerken. Jirashi üçlüsü dışında oyunculuklar, mimikler abartısız olması gerektiği gibiydi. Uzun zamandır hasret kaldığım gerçek performansa da bu dizi ile yeniden kavuşmuş oldum. 12.bölüme kadar buradan izleyebilirsiniz. Ben geri kalanını YouTube da İngilizce alt yazı ile izlemek zorunda kaldım. Dediğim gibi çok keyfili sonu sönük bitiyor bana göre ama buna da alışığız. İzleyin yani :) Bir de şunu eklemek istiyorum spoiler vermemeye ve kısa kesmeye çok dikkat ettim. Anlattıklarım hemen ilk bölümde görebileceğiniz şeyler 16 bölümün keyfini kaçırmaz.

« Older Entries

Son Yorumlar

Translator