Ekim14

Katre-i Matem (Matem Damlası) ilk kez Rüzigarın blogunda görüp okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Uzun zaman satın almayı, satın aldıktan sonra da okumayı bekledim. Neden bekledin derseniz bir fikrim yok
İnternet insanı esir alıyor. Ha bugün ha yarın derken sonunda başladım ve bir solukta okudum. Tam da artık kitap okuyamıyorum ne biçim biri oldum çıktım ben diye kendi kendime kızdığım ama yine de elime kitap almadığım bir döneme denk geldi.
İskender Pala’nın daha önce hiç bir eserini okumadım. Dürüst olmak gerekirse kaç kitabı var onu bile bilmiyorum ama Katre-i Matem ile doğru bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum. Roman müzayeden alınmış el yazması bir kitap ile başlıyor. Yazar bu kitabı sadeleştirerek bizlere sunuyor. Tabiiki bu başlangıcın hikayenin kurgusuna dahil olup olmadığını bilemiyoruz.
Evlendiği gecenin sabahında karısını yanı başında ölü bulan ve bundan daha da kötüsü onun katil zanlısı olarak suçlanan Şahinle başlıyor hikayemiz. Bu cinayetin ardındaki sırrı araştırıken İstanbulun dört bir tarafına uzanıyoruz. Aşıktan çok aşka aşık insanların devrinde 18. Yüz Yılın Osmanlı Sarayına, İstanbulun lale bahçelerine yol alıyoruz.
Tarih kitaplarında Lale Devri olarak anılan, halkın sefaletten kırıldığı ama üst tabakanın zevk, sefa eğlence içinde yaşadığı bu dönem Patrona Hali İsyanı ile sonlanıyor. Bu hepimizin hatırlayacağı bir bilgi olduğu için yazmakta sakınca görmüyorum. Bu isyan ve öncesinde ki olaylar gösteriyor ki zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olması çağdaş dünyaya ait bir özellik değil. Gelir dağılımındaki eşitsizlik o günde kendini tüm çıplaklığıyla gösteriyordu bugün de. Tabii ki ‘batılılaşmak’ kavramı da.
Hikaye de Lale bir çiçek olmaktan öte bir yaşam biçimi, bir felsefe, estetik bir var oluş biçimi olarak tasvir ediliyor. Bu da tarihi bir gerçek aslında. Kitapta anlamadığım ama internette yorumları okurken öğrendiğim bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. ‘Lale’ ‘Hilal’ ve ‘Allah’ (c.c.) kelimelerinin ebced alfabesindeki değeri 66 imiş. Bu nedenle Osmanlı-İslam aleminde laleye ayrı bir değer verilir ve farklı bir sevgi beslenirmiş. Yazarın bize aktardığı kitabın başlığı da ‘66 Soruda Cinayet’
Hafız Efendi, Topaç Yeye, Höri Kız ve tarihte yaşamış diğer gerçek karakterler ile yazar bizi heyecanlı bir maceraya çıkarıyor. Bir sonraki olayı merakla bekleten, şaşırtan, peşinden sürükleyen ve yüzyıllarca öteden gelip sizi yakalayan bir hikaye ve son derece heyacanla ilerleyen akıcı bir konusu var. Kıssadan hisse tadında söylenen sözler ‘darkenar’ adı verilen küçük öyküler de cabası.
Bazıları için dili ağır gelebilir (Aslında yazar mümkün olduğunca sadeleştirip, anlaşılır kılmış) ama benim gibi edebiyatı çok seviyor ve liseden kalma bilgileriniz hala hatırlıyorsanız bazı kelimelerin size tanıdık geldiğini göreceksiniz. Mutlaka okumanızı öneririm. Okuduktan sonra fikirleriniz benimle paylaşmayı unutmayın.
NOT: Ebced hesabı ne olaki diyorsanız buraya online satın almak istiyorsanız buraya tıklayın.